İsmimizin Hikâyesi
Bir takkecinin rüyası, bir mahzendeki hazine, adını taşıyan bir cami
Biz bir markayı değil, bir adı devraldık. O ada layık olmaya çalışıyoruz.

Arakiye, dervişlerin ve halkın giydiği ince keçe külahtır. Arakiyeci ise bu külahı elle yapan ustadır. Platformumuz adını yalnızca buradan, böyle bir ustadan, Takkeci İbrahim Çavuş'tan alır.
Mütevazı bir usta
İbrahim Çavuş, geçimini takke yaparak sağlayan; sade, gönlü tok ve tarikat ehli bir kişiydi. Elinin emeğiyle yaşar, az ile yetinirdi. Ama içinde büyük bir arzu taşıyordu: bir gün bir cami yaptırmak.
Üç kez tekrarlanan rüya
Rivayete göre rüyasında nurlu bir ihtiyar ona görünür ve şöyle der: kısmetin Bağdat'tadır; Köprü Meydanı'nda bir hurma ağacına sarılmış bir asma bul. Aynı rüya üç gece tekrarlanır. İbrahim Çavuş elindeki ne varsa satar ve yola düşer. Bağdat'a vardığında, tarif edilen hurmayla asmayı gerçekten bulur.
Bekçinin gülüşü
Orada bir bekçi, onun hikâyesini dinleyince güler ve kendi rüyasını anlatır: ben de yıllardır rüyamda İstanbul'da, Topkapı surları yakınında İbrahim adlı bir takkecinin mahzeninde bir hazine görürüm; ama kim bir rüya için yola düşer? İbrahim Çavuş işin sırrını o an anlar. Aradığı hazine, ta en başından beri kendi evindedir.
Hazine, ta başından beri insanın kendi evinde, kendi içindedir.
Mahzendeki altın
İstanbul'a döner, kendi mahzeninin altını kazar ve rüyanın işaret ettiği altınları bulur. Bu hazineyle, bugün adıyla anılan camiyi yaptırır. Kitâbesine göre yapının tarihi 1000, yani 1592'dir.
Çinilerin ilhamı
Yapı yalnız bir cami değildir; iki sebil, bir su kuyusu, sıbyan mektebi ve hazireyle küçük bir külliyedir. Mütevazı ölçülerine rağmen iki şeyiyle ünlüdür: sekizgen kasnağa oturan özgün ahşap kubbesi ve duvarların yarıya yakınını kaplayan 16. yüzyıl İznik çini panoları (çiçek, meyve ve rûmî). Bazı çini levhalar bugün Lizbon'daki Gülbenkyan Müzesi'ndedir. Bu çiniler, Çini & Tezhip koleksiyonumuzun ilham kaynaklarından biridir.
Neden bu ad?
Çünkü bu hikâye, inandığımız her şeyi anlatır: el emeği, sabır, niyetin saflığı ve tevekkül. Dışa çıkılan yol, aslında insanın kendini tanımaya çıktığı içsel yolun aynasıdır. İnsan zübde-i âlem, yani âlemin özüdür. Biz yalnızca ismi devraldık, ona layık olmaya çalışıyoruz.
El emeği
Her eser baştan sona elle üretilir. Makine tekrarı değil, insan eli ve zamanı.
Niyetin saflığı
Acele değil sabır, gösteriş değil samimiyet. Hikâyemizin asıl mirası budur.
Doğrulanabilir hakikat
Her parça usta imzalı, orijinallik sertifikalı ve dijital pasaportla gelir.

Bugün Atölye
Sürmene'de, sabırla, tek tek
Trabzon'un Sürmene atölyesinde, ustalarımız hat, ahşap oyma, minyatür ve çini geleneğini elle sürdürüyor. Hiçbir eser tekrarlanmaz; her parça, üzerinde çalışan ustanın imzasını ve o günün izini taşır.
Eserleri keşfet